Bedava ingilizce ogrenmenin En Kolay Yolu - phrasal verbs-1
Th, 2014.10.30, 20.40
| RSS
Site menu

Block title

Türkçe - İnglizce / İngilizce - Türkçe Çeviri
Kelime:

© 2008 .


lig tv

google

Haberler

İngilizce'de en sık kullanılan phrasal verb'lerin kullanımı ve listesi 
(Most common phrasal verbs in English)

Phrasal verbs çoğunlukla bir edat ve birden daha fazla sözcük veya sözcük grubunun bir araya gelmesinden oluşan eylemlerdir. Phrasal verbs’ ler çoğu kez dilin güncel kullanımlarından ortaya çıkar ve sık kullanıldığı için zamanla dilin ana yapısını oluşturur. Phrasal verbs hem geçişsiz hem de geçişli fiil olarak kullanılabilir.

GEÇİŞSİZ FİLLERE ÖRNEK

(The children were sitting around, doing nothing  (Çocuklar hiçbir şey yapmıyorlar, öylece oturuyorlardı.)

 The witness finally broke down on the stand.  (Tanık sonunda durumu değiştirdi)

GEÇİŞLİ FİİLLERE ÖRNEK

Our boss called off the meeting.  (Patronumuz toplantıyı erteledi)

She looked up her old boyfriend.  (Eski erkek arkadaşını aradı.)


Bu yapıdaki bir fiil ile birleşmiş kelimeye (çoğu kez bir edat ile) takı denir.

Phrasal verbs ‘ler ile ilgili yaşanan problem, öncelikle anlamlarındaki belirsizliktir ve çoğunlukla P.V’ler birkaç farklı anlamı ifade ederler.

Örneğin;

To make out: bir şeyin farkına varmak veya görmek, Bu sözcük grubu aynı sevişmek anlamına da gelebilir.

If someone chooses to turn up the street (Eğer biri caddeden yukarı doğru gitmeyi tercih ederse)

Yukarıdaki örnekte kullanılan "Turn up" bir edat ile bir fiilin birleşmesidir ama bir P.V değildir. Yani gerçek anlamında kullanılmışlardır. Ama aşağıdaki örnekte "turn up" phrasal verb olarak kullanılmakta ve tamamen farklı anlamlar vermektedir.

if your neighbors unexpectedly turn up (appear) at a party or your brother turns up his radio,
( Eğer komşularınız beklenmedik bir anda bir partiye gelirse veya erkek kardeşiniz radyonun sesini yükseltirse)

Ayrıca P.V ‘ ü oluşturan fiil, edat veya sözcük grupları her zaman yan yana yazılmazlar.

"Fill this out," (Bunu doldurun) diyebiliriz ya da
"Fill out this form." diyebiliriz. Her ikisi de doğrudur.

Phrasal verblerin geniş listesini; ayrılabilir-ayrılamaz, geçişli-geçişsiz phrasal verbs’lerin listesi aşağıda verilmiştir. Fiillerin listesi kısa tanımlarla ve örneklemelerle bir araya getirilmiştir. Liste basıldığı takdirde kullandığınız yazı tipi veya tarayıcınıza göre beş veya altı sayfadır. Öncelikle bu dili öğrenenlerin P.V konusunda başarılı olmak için yapmaları gereken şey, çok fazla okumak ve dinlemektir. Bir de iyi bir sözlük edinmek, oldukça yararlı olacaktır.

 

Seperable (Ayrılabilir) Phrasal Verbs

Nesne, phrasal verbs ‘ den sonra gelebilir, veya cümleyi iki kısma ayırabilir.

·  You have to do this paint job over.  (Bu boyamayı tekrar yapman gerekir.)

·  You have to do over this paint job.

Aşağıdaki Phrasal verbs’lerin nesnesi zamir olduğunda, bu iki kısmın ayrılması gerekir

Fiil

Anlam

Örnek

blow up

Patlamak, havaya uçurmak

The terrorists tried to blow up the railroad station.
 “Teröristler demiryolu istasyonunu havaya uçurmaya çalıştılar.”

bring up

Bir konudan bahsetmek

My mother brought up that little matter of my prison record again.
 “Annem, o kadar da önemli olmayan  sabıka kaydımdan bahsetti.”

bring up

Çocuk yetiştirmek.

It isn't easy to bring up children nowadays.
 “Bu günlerde çocuk yetiştirmek kolay değil.”

call off

İptal etmek

They called off this afternoon's meeting
 “Öğleden sonraki toplantıyı iptal ettiler.”

do over

Bir işi tekrar etmek

Do this homework over.
 “Bu ödevi tekrar yap.”

fill out

Bir formu doldurmak

Fill out this application form and mail it in.
“Bu başvuru formunu doldur ve postala.”<!--[if !supportLineBreakNewLine]-->
 <!--[endif]-->

fill up

Tamamen-ağzına kadar doldurmak

She filled up the grocery cart with free food.
 “Sepeti tamamen, bedava yiyecekle doldurdu.”

find out

öğrenmek

My sister found out that her husband had been planning a surprise party for her.
 “Kız kardeşim kocasının onun için sürpriz bir parti düzenlediğini öğrendi.”

give away

Birisine bir şeyi bedava vermek

The filling station was giving away free gas.
 “Benzin istasyonu bedava gaz veriyordu.”

give back

Bir şeyi geri vermek

My brother borrowed my car. I have a feeling he's not about to give it back.
 “Erkek kardeşim arabamı ödünç aldı.Arabayı geri vermeyeceğini düşünüyorum.”

hand in

Bir şeyi onaylamak (ödev yapmak)

The students handed in their papers and left the room.
 “Öğrenciler, ödevlerini tamamladılar ve sınıftan çıktılar.”

hang up

Telefonu kapatmak

She hung up the phone before she hung up her clothes.
 “Kıyafetini asmadan önce telefonu kapadı.”

hold up

Geciktirmek

I hate to hold up the meeting, but I have to go to the bathroom.
 “Toplantıyı geciktirmekten hiç hoşlanmıyorum ama lavaboya gitmem gerekiyor.”

hold up (2)

soymak

Three masked gunmen held up the Security Bank this afternoon.
 “Üç maskeli ve silahlı adam Güvenlik Bankasını bu öğleden sonra soydular.”

leave out

Atlamak, çıkarmak, savsaklamak

You left out the part about the police chase down.
(Polisin kovalamasıyla ilgili bölümü atladın.)

look over

incelemek, kontrol etmek

The lawyers looked over the papers carefully before questioning the witness. (They looked them over carefully.)
 “Avukatlar tanıkları sorgulamadan önce evrakları dikkatlice incelediler.”

look up

Bir listenin içinde aramak

You've misspelled this word again. You'd better look it up.
 “Bu kelimeyi yine yanlış yazdın.Doğru yazılımına  baksan iyi olacak.”

make up

Bir hikaye veya yalan uydurmak

She knew she was in trouble, so she made up a story about going to the movies with her friends.
 “Başının belada olduğunun farkındaydı bu yüzden arkadaşlarıyla sinemaya gittiğini uydurdu.”

make out

Duymak, algılamak

He was so far away, we really couldn't make out what he was saying.
 “O kadar uzaktaydı  ki onun ne söylediğini duyamadık.”

pick out

Seçmek

There were three men in the line-up. She picked out the guy she thought had stolen her purse.
 “Sırada üç adam vardı.Cüzdanını çaldığını düşündüğü adamı seçti.”

pick up

Bir şeyi kaldırmak

The crane picked up the entire house. (Watch them pick it up.)
 “Vinç bütün evi havaya kaldırdı.”

point out

Dikkat çekmek, belirtmek

As we drove through Paris, Francoise pointed out the major historical sites.
 “Paris’ten arabayla geçerken, Francoise başlıca tarihi yerlere dikkatimizi çekti.”

put away

Saklamak

We put away money for our retirement. She put away the cereal boxes.
 “Paramızı emekliliğimiz için saklıyoruz.”

put off

Ertelemek

We asked the boss to put off the meeting until tomorrow. (Please put it off for another day.)
 “Patrondan toplantıyı yarına kadar ertelemesini rica ettik.”

put on

Giyinmek

I put on a sweater and a jacket. (I put them on quickly.)
 “Bir süveter ve ceket giydim.”

put out

Söndürmek

The firefighters put out the house fire before it could spread. (They put it out quickly.)
 “İtfaiyeciler yangını, bütün evi sarmadan söndürdüler.”

read over

Dikkatli okumak

I read over the homework, but couldn't make any sense of it.
 “Ödevi dikkatli okudum ama hiçbir şey anlamadım.”

set up

Düzenlemek, kurmak

My wife set up the living room exactly the way she wanted it. She set it up.

 “Karım sofrayı tam istediği gibi hazırladı.”

take down

Not etmek

These are your instructions. Write them down before you forget.
 “Unutmadan bu bilgileri bir yere not et.”

take off

Kıyafet çıkarmak

It was so hot that I had to take off my shirt.
 “Hava öyle sıcaktı ki tişörtümü çıkartmak zorunda kaldım.”

talk over

tartışmak

We have serious problems here. Let's talk them over like adults.
 “Yaşadığımız ciddi problemleri tıpkı bir yetişkin gibi tartışmalıyız.”

throw away

atmak

That's a lot of money! Don't just throw it away.
 “Pahalı bir şey o! Sakın atma.”

try on

Kıyafet denemek

She tried on fifteen dresses before she found one she liked.
 “Beğendiği elbiseyi bulana kadar on beş tane kıyafet denedi.”

try out

denemek

I tried out four cars before I could find one that pleased me.
 “İstediğim arabayı bulana kadar dört tane araba denedim.”

turn down

Bir şeyin sesini kısmak

Your radio is driving me crazy! Please turn it down.
 “Radyonun yüksek sesi beni rahatsız ediyor.Lütfen biraz sesini kıs.”

turn down (2)

Reddetmek, geri çevirmek

He applied for a promotion twice this year, but he was turned down both times.
 “Bu yıl iki kez terfi etmek için talepte bulundu ama her defasında geri çevrildi.”

turn up

Bir şeyin sesini yükseltmek

Grandpa couldn't hear, so he turned up his hearing aid.
 “Büyük babam duyamadığı için kulaklığının sesini açtı.”

turn off

Elektriği kapamak

We turned off the lights before anyone could see us.
 “Kimse bizi görmeden ışığı söndürdük.”

turn off (2)

Mide bulandırmak, tiksindirmek

It was a disgusting movie. It really turned me off.
 “O kadar kötü filmdi ki midem bulandı.”

turn on

Elektriği açmak

Turn on the CD player so we can dance.
 “CD çaları açta dans edelim.”

use up

boşaltmak

The gang members used up all the money and went out to rob some more banks.
 “Gangsterler bütün parayı boşalttılar ve birkaç banka daha soymak için gittiler.”

 

Sitede Ara

Block title

» LimeWire Basic 4.12.4

» Windows Live Messenger (Türkçe) 8.0.0792

» Winamp Surround Edition 5.25 Full Beta 801

» Ares Lite Edition 1.8.1

» MSN Messenger (Türkçe - Windows 98/ME için) 7.0.0816

» Google Earth 4.0.1693 Beta

» WinRAR (Türkçe) 3.60 Beta 8

» BvT Live TV 2.0

» Avast! 4 Home Edition 4.7.871

» Turing Translator 6.02


Copyright MyCorp © 2014 Free site builder - uCoz


Zirve100 Sayac

Zirve100 Toplist